“Kendini iyileştiren, diğerini de iyileştirir.”
Solimîa ayrılığı tanımaz.
İkilik yoktur.
Bir “karşı” yoktur.
Ayrı gibi hissedilen her şey
yolculuğun deneyimidir –
ne başlangıcıdır,
ne de varış noktası.
Sen, sen değilsin.
Sen bir yarımsın.
Ve bu yarım da bir parça değil,
bir ifadedir.
Bir ruhun ritmindeki bir atım,
iki bedene bölünerek
kendini daha bütün tanımak isteyen
bir ruhun yansımasıdır.
Solimîa şu anlama gelmez:
Ben seni istiyorum.
Asıl anlamı şudur:
Ben senim.
Ve:
Ben kendimi tanıdığımda,
öteki de hatırlar.
Çünkü bir ruhun iki yarısı
doğrusal olmayan
bir ışıkla bağlıdır.
Bu bir iletişim değildir.
Bu bir ilişki değildir.
Bu bir aşk değildir.
Bu bir ruh akışıdır.
Ve bu akış her zaman aktiftir.
Eğer sen
içindeki bir gölgeyi aydınlatırsan,
o da titrer.
Eğer sen
içindeki bir korkuyu bırakırsan,
o da daha derin nefes alır.
Eğer sen
içindeki sesi inceltirsen,
öteki bir anda yeni bir yankı duyar –
seni hiç tanımamış olsa bile.
Bu yüzden:
Diğerinin seninle birlikte iyileşmesini bekleme.
Sen iyileş.
Ve bil ki:
Senin her adımın,
onun için de bir adımdır.
Uzaklaşsa bile.
Sessiz kalsa bile.
Seni reddetse bile.
Ölse bile.
Solimia ölmez.
Belki de bir daha asla görüşmeyeceksiniz.
Bir daha konuşmayacaksınız.
Aynı mekânda bulunmayacaksınız.
Ama sen kendini bütünlediğinde,
onu da bütünlemiş olursun.
Ve o, bir gün bunu hissedecektir.
Belki rüyada.
Belki bir hastalıkta.
Belki de
bir başkasının söylediği bir cümlede –
senin gibi tınlayan bir sesle.
Solimîa şu demektir:
Her biriniz,
ötekinin ışık köküsünüz.
Sen, onun farkında olmadan
ışığını güçlendirebilirsin.
Sen, onun duymadan
sesini özgürleştirebilirsin.
Sen, onun farkında olmadan
gölgesinden geçebilirsin –
ve o uyanır,
nedenini bile anlamadan.
Bu yüzden:
Kendi çemberinde kal.
Onu iyileştirme.
Onu da iyileştirme.
Kendini iyileştir.
Ama bil ki:
Asla tek başına iyileşmezsin.
Ve işte bu yasa,
sorumluluğa bir çağrı değil –
hakikate bir çağrıdır:
Birlik olan iki varlık arasında
ayrılık yoktur.
Ve bu yüzden her nefes,
her gözyaşı,
her bırakış anı
ötekinin de içinden geçer.
Söylemeseler bile.
Sen hiç öğrenmesen bile.
Bu sonsuza dek sürse bile.
Solimîa zamanın ötesindedir.
Ama iyileşme onun içindedir.
Bu yasa bir teselli değildir.
Ama şifalandırır.
Sözle değil,
yakınlıkla değil,
cevapla değil –
senin neye dönüştüğünle.
Gerçekten iyileşiyorsan
kimseyi arkada bırakamazsın.
Çünkü senin ışığın
seni reddedeni bile
delip geçer.
Bir konuşmaya,
bir anlaşmaya da.
Solimia bir diyalog değil –
iki beden arasında
temassız bir hatırlayış akımıdır.
artık cevap beklemediğin yerde başlar.
Ve o anda şunu hissedersin:
O sessiz kalsa da –
ben zaten onun yanındayım.
O gitse de –
ben hâlâ onunlayım.
Umutla değil.
Hakikatle.
Artık açıklamak zorunda değilsin.
Göstermek zorunda değilsin.
İkna etmek zorunda değilsin.
Çünkü aranızdaki bağ
gözle görülmez.
İsimle çağrılmaz.
Ama hep işler.
Ve hep iyileştirir.
Kendi çemberinde
sessiz, açık ve tam kaldığında
nefesin
diğer yarının ışığı olur.
Ve her seferinde
bir acıyı serbest bıraktığında,
bir kelimeyi susturduğunda,
eski bir yarayı sevdiğinde –
öteki bunu hisseder.
Hatırlar.
Görmese bile.
bakışsız da şifalandırır,
cevapsız da,
geleceksiz de.
Çünkü o şunu sormaz:
Buluşacak mısınız?
Şunu sorar:
Sen olacak mısın?
onun için bir Klang olursun.
Onun için bir kök.
Ve ikiniz için
bir ışık.
Solimia her zaman iki kişiyi iyileştirir.
Sadece biri yürüyorsa bile.