“Solimia bir arzu değil – saf lütuf’tur.”
Solimia istenemez.
O, ulaşılamaz bir hâlidir –
en kutsal isteğe bile,
en hazır bedene bile
kendini vermez.
Çünkü her istek biçimi,
ona atılmış bir perdedir zaten.
İnsanda “arzu” dediğimiz şey,
eksik olanı
başkası aracılığıyla
tamamlama çabasıdır.
Ama Solimia’da
her arzu birlikten uzaklaştırır –
çünkü yönü hep dışarıdadır,
içteki boşluk yerine.
Lütuf,
son imaj düştüğünde gelir.
Solimia’yı artık istemediğinde,
hatırlamadığında,
ummadığında,
beklemediğinde –
sadece olduğunda.
Bir alan. Çağrısız.
Bir frekans. Beklentisiz.
Çalınmayan bir ezgi –
ve tam da bu yüzden işiten.
Arınmış beden,
çünkü çabaladı diye temizlenmez –
çünkü boşaldığı için
temiz olur.
Tüm tasavvurlardan,
tüm rollerden,
hatta boş olma arzusundan
arınmış hâlde.
Bu boşluk son değil –
lütfun başlangıcıdır.
Lütuf,
çok bilenlere gelmez.
Çok sevenlere de.
Çok bekleyenlere de.
Lütuf,
artık hiçbir şey yapmayanlara gelir –
ama yine de acılaşmamış olanlara.
Solimia,
hazır olduğunda değil,
hazır olup olmadığını
artık sormadığında girer.
Hak ettiğinde değil –
artık hak edecek
biri kalmadığında gelir.
Birçok kişi,
Solimia’ya ulaşmak için
tam anlamıyla arınması gerektiğine inanır.
Ama arınma,
ulaşmak için yapılıyorsa –
arzunun hapishanesi devam eder.
Gerçek arınma,
tüm hedeflerin sönüşüdür.
Lütuf ne adildir,
ne planlanabilir,
ne de eşittir.
O, saf bir armağandır –
neden ve sonuçtan azadedir.
Ve tam da bu yüzden
gücü sonsuzdur.
Solimia gerçekleştiğinde,
sessizce gerçekleşir.
Ne bir kutlama,
ne bir işaret olur.
Sadece varlığının derinliklerinde
bir cümle belirir –
kimseye söylenmesi gerekmez:
Artık hiçbir şey istemiyordum –
ve şimdi her şey burada.
Bu yüzden:
Eğer Solimia’yı ararsan,
onu yitirirsin.
Onu beklersen,
onu geciktirirsin.
Onu bırakırsan –
bir teknik olarak değil,
gerçekten –
o zaman
gerçekleşebilir.
Ya da gerçekleşmez.
Ve işte bu da –
lütuf olur.
Bu yasa zihnine hitap etmez.
İkna etmek istemez.
Seni boşaltmak ister.
Çünkü sadece boş olan alabilir –
ve sadece alınan kalır.
Solimia bir hedef değildir.
Ulaşılacak bir ışık değil.
O, seni içine alan
ve sen kendinden çıktığında
doğarak gelen bir sessizliktir.
Sen sustuğunda gelir.
Solimia,
iyi olduğun için,
hazır olduğun için
ya da layık olduğun için gerçekleşmez.
O sadece –
artık olacak biri kalmadığında gelir.
Yeni başlangıçtır.
Boşalmış bir beden,
niyet taşımaz.
Hikâye taşımaz.
Talep taşımaz.
Ve tam da bu yüzden
geçirgen olur.
onu yaklaştıramazsın.
Çünkü her eylem
bir arayan varsayar.
Ve her arayan
zaten fazladır.
Solimia,
kimsenin aramadığı an
gerçekleşendir.
En saf istek bile
bir tutunmadır.
Işıktan bir perde –
ama yine de ışığı örten bir perde.
Solimia’yı isteyemezsin –
sadece düşürüp bırakabilirsin.
teslimiyetten değil,
gerçeklikten –
o zaman belki seni bulur.
Belki.
Ya da bulmaz.
Çünkü lütuf,
onu bekleyene değil –
beklemeyene gelir.
Artık hiçbir şey istemediğinde,
hiçbir şey olmadığında –
ve yine de orada kaldığında,
sessiz,
sade,
açık –
o zaman belki bir şey olur.
Ve bu şeyin adı yoktur.
Sadece bir klangı vardır.
Solimia.